Semiha Berksoy’un Sanatsal Mirası İstanbul Modern’de

“`html

İstanbul Modern, 2026 yılında sanatseverleri ağırlayacak en etkileyici sergilerden birine ev sahipliği yapıyor. Semiha Berksoy: Tüm Renklerin Aryası, Türkiye ve Avrupa’da birçok ilki başarıyla gerçekleştiren, sanatını sahne ile birleştiren bu öncü sanatçının çok boyutlu dünyasını bir kez daha keşfetmeyi sağlıyor.

Serginin temelini, 6 Aralık 2024 – 11 Mayıs 2025 tarihleri arasında Hamburger Bahnhof – Nationalgalerie der Gegenwart’ta sergilenecek olan “Semiha Berksoy: Singing in Full Color” adlı kapsamlı sunum oluşturuyor. Sam Bardaouil ve Till Fellrath’ın küratörlüğünde, Emily Finkelstein ile Agnes Lammert’ın küratöryel asistanlığıyla organize edilen bu sergi, İstanbul Modern’de genişletilerek yeni bir başlık ve çerçeve ile yeniden ele alınıyor.

İstanbul Modern’in şef küratörü Öykü Özsoy Sağnak, küratör Deniz Pehlivaner ve asistan küratör Yazın Öztürk’ün ortaklığıyla hazırlanan bu yeni sergi, Semiha Berksoy’un sahne sanatları, görsel sanatlar, sinema ve edebiyat alanlarındaki üretimini 200’den fazla eserle gözler önüne seriyor. Sergi, sanatçının opera, tiyatro, resim ve edebiyat alanlarında kurduğu özgün ve çok katmanlı ilişkileri ön plana çıkarıyor.

Semiha Berksoy, “Zümrüdüanka” Otoportre, 1997 (detay)

“Kadın Sanatçıların Görünürlüğünü Artırmak Önceliğimiz”

İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı, serginin basın toplantısında, Semiha Berksoy’un Türkiye’deki kadın sanatçıların önündeki güçlü temsili değindi. Eczacıbaşı, müzenin kuruluşundan bu yana, kadın sanatçıların görünürlüğünü artırmayı hedeflediklerini vurguladı.

“2004 yılında müzemizi kurduğumuzdan bu yana, kadın sanatçıların eserlerinin daha geniş kitlelere ulaştırılmasına öncelik veriyoruz. Bu doğrultuda, Fahrelnissa Zeid’in eserlerinin yer aldığı Gökkuşağında İki Kuşak sergisi ile başladık; birçok retrospektif ile bu hedefimizi pekiştirdik. Bugün ise Semiha Berksoy’un Türkiye’deki en kapsamlı sergisiyle bu misyonumuzu geliştirmekten büyük mutluluk duyuyoruz. Berksoy’un yapıtlarının geçtiğimiz yıl Almanya’daki gösterimi, sanatçının evrensel etkisini uluslararası bir perspektiften gözler önüne serdi.”

Semiha Berksoy, Hapishanede Ziyafet, 1999

“Tüm Renklerin Aryası” sergisi, Semiha Berksoy’un farklı sanat çevreleri ile kurduğu ilişkileri, yaşam, ölüm ve yeniden doğuş gibi evrensel temaları gözler önüne seriyor. Sergi, sanatçının çeşitli dönemlerine ait tabloları, arşiv görüntüleri ve opera kayıtları gibi unsurları bir araya getirerek, ziyaretçilere Berksoy’un bireyselliğini, tutkusunu ve sanatsal ifadesini deneyimleme fırsatı sunuyor.

Sergi süresince, çocuklar ve gençler için sanatçıyı tanıtacak özel eğitim atölyeleri düzenleneceği belirtildi. Serginin sponsoru Flormar’ın CEO’su Tuğba Altunterim, markanın kadın çalışan oranının %80’in üzerinde olduğunu belirtti ve bu anlamda güçlü bir kadın temsiline sahip olduklarını vurguladı.

Altunterim, “Bir kadın markası olarak, Cumhuriyetimizin öncü kadın sanatçılarından Semiha Berksoy’un cesareti, heyecanı ve renklere olan tutkusunu yansıtan bu ilham verici sergiye sponsor olmaktan mutluluk duyuyoruz,” diye konuştu.

Sanatla Nefes Alan Bir Ruh

Sanatçının tiyatro ve sinema oyuncusu kızı Zeliha Berksoy da basın toplantısına katılarak annesinin sanat yolculuğu hakkındaki duygularını paylaştı. İstanbul Modern’de annesi adına böyle kapsamlı bir serginin açılmasının kendisini son derece mutlu ettiğini belirterek, “Bu sergi, Semiha Berksoy’un resim, müzik ve dramayı harmanlayan çok yönlü sanat anlayışını sergiliyor,” dedi.

Zeliha Berksoy, annesinin genç yaşta sanat yolculuğuna başladığını ve Cumhuriyetin cesur ve meraklı neslinin bir parçası olduğunu belirtti. Resim eğitimine Lise yıllarında Namık İsmail ile başlayarak, sonrasında konservatuvar ve Berlin Müzik Akademisi’nde en yüksek derecelerle geçirdiği eğitim sürecinin onun sanatçı kimliğinin gelişiminde etkili olduğunu aktardı. Annesinin opera kariyerine karşın resim yapmayı hiç bırakmadığını ve 1950’lerden günümüze kadar ürettiği eserlerin sergide yer aldığını ifade eden Zeliha Berksoy, “O yalnızca sanat yaratan biri değil, sanatla yaşayan ve sanatıyla nefes alan bir ruhtu,” diyerek tamamladı konuşmasını.

Semiha Berksoy

Bir Kuşağın Simge İsmi

İstanbul Modern Şef Küratörü Öykü Özsoy Sağnak, sergi turu öncesinde Semiha Berksoy’un sadece çok yönlü bir sanatçı değil, aynı zamanda tarihsel değişimlerle şekillenen bir kuşağın simge ismi olduğunu öne çıkardı. 1910 yılında Osmanlı İmparatorluğu döneminde doğan Berksoy’un, Birinci Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in kuruluşuna tanıklık eden bir çocukluğu olduğu hatırlatıldı

Kadınların sahneye çıkmalarının neredeyse imkânsız olduğu bir dönemde müzik ve ses eğitimi alması, Muhsin Ertuğrul ile tanışıp Darülbedayi’ye kabul edilmesi ve tiyatro sahnesinde yer alması cesaretin bir örneğini sergiliyor. Sağnak, Berksoy’un Güzel Sanatlar Akademisi’nde çizim, heykel ve seramik çalışmalarının yanı sıra, Türkiye’nin ilk sesli filmi İstanbul Sokaklarındande rol alması, Özsoy Operasında sahneye çıkması ve 1936’da Berlin’de Avrupa sahnesine adım atan ilk Türk sanatçısı olarak bunların yalnızca birkaç örnek olduğunu belirtti.

Özsoy, son bir buçuk yıl boyunca müze ekibiyle birlikte Berksoy’un eserlerine derinlemesine bir bakış gerçekleştirdiklerini ve her bir katmanın altında yeni hikayelerle karşılaştıklarını ifade etti. Serginin ana temalarından birinin sanatçının opera ile müzik arasındaki ilişkisi olduğunu vurgulayan Özsoy, Berksoy’un sahnede canlandırdığı Tosca, Salome gibi karakterlerin, resimlerinde abidevi görüntülere dönüştüğünü belirtti.

Semiha Berksoy’un sanatı hayatı bir yaşam stili olarak benimsemeyi ve kendi mitolojisini yaratmayı başaran bir sanatçı olduğuna dikkat çeken Özsoy, onun cesaretinin ve ataerkil normlara karşı duruşunun sergi boyunca güçlü bir şekilde hissedileceğini ifade etti. Hamburger Bahnhof’ta Singing in Full Color adlı sunumu ile başlayan sergi, İstanbul Modern’de genişletilerek 200’ü aşkın eserle Berksoy’un çok katmanlı üretimlerini bir araya getiriyor.

Opera ve Resmin Buluşması

Sergi küratörlerinden Deniz Pehlivaner, Semiha Berksoy’un zamanın çok ötesinde düşünen, ne istediğini bilen ve son derece karakterli bir sanatçı olduğunu vurguladı. Böyle güçlü bir Cumhuriyet kadınının sergisini düzenlemekten büyük mutluluk duyduklarını belirtti.

Pehlivaner, Berksoy’un yaşamı ile sahne arasındaki ilişkiyi resimlerine yansıtarak kendine özgü bir mitoloji yarattığını; opera sahnesindeki duygusal deneyimlerin, resimlerinde kişisel hafızayla kolektif tarihi buluşturan özgün bir ifade alanına dönüştüğünü söyledi. Serginin çıkış noktası, sanatçının iki temel tutkusu olan opera ile resmin birleşimi olduğunu belirtti.

Dünyaca ünlü operalarda canlandırdığı karakterleri tabloya aktardığı eserlerinin serginin merkezini temsil eden Kırmızı Oda’da toplanması, opera ve tiyatro sahnelerini hatırlatan bir atmosfer yaratıyor.

Semiha Berksoy: Tüm Renklerin Aryası

Semiha Berksoy: Tüm Renklerin Aryası, izleyicileri sanatçının sahne ile iç içe geçmiş yaşamına adım adım davet eden bir sergi kurgu sunuyor. Serginin kalbinde yer alan Kırmızı Oda, Berksoy’un opera sahnesinde canlandırdığı Tosca, Salome ve Fidelio gibi karakterlerin resimlerine odaklanıyor; bu dramatik figürler, sanatçının kendi bedeni ve kimliği ile birleşen, anıtsal anlatılara dönüşüyor. Opera kayıtları, belgeseller ve arşiv malzemeleri ile desteklenen bu merkezden itibaren sergi geneline yayılan geçişken kurgu, izleyicinin resimler arasında dolaşırken yeniden sahneye ve merkeze dönmesini sağlıyor.

Semiha Berksoy, Fidelio, 1975

Serginin ilerleyen bölümlerinde, kronolojik bir biyografi sunmak yerine, sanatçının yaşamının iç katmanlarına açılan derinlemesine bir bakış sağlanıyor. Otoportreler, portreler ve anne figürü etrafında şekillenen eserler; Berksoy’un kişisel hafızası ile kolektif tarihin iç içe geçmiş bir alanında bir araya geliyor. Annesini çocuk yaşta kaybedişi, sahne ile kurduğu sıkı bağ, bedenin hem temsil hem de hafıza taşıyıcısı hâline gelişi gibi imgeler, sergi boyunca yaşam, ölüm ve yeniden doğuş temalarını görünür kılıyor.

Erken dönem desenlerinden 1950’ler sonrası üretimine dek uzanan eserler, Berksoy’un sanatı bir iş olmaktan ziyade yaşam pratiği olarak gördüğünü net bir şekilde ortaya koyuyor. Resim, müzik, tiyatro ve sinema arasındaki çok katmanlı bağlantısı, mektuplar ve sahne kayıtları ile destekleniyor. Sanatçının uzun yıllar boyunca resim yapmayı gizlemesi, ilk kişisel sergisini Berlin’de gerçekleştirmesi ve sonrasında Paris’e uzanan bu ikinci üretim hattı, sergide güçlü bir yansıtma olarak hissediliyor.

Semiha Berksoy, Tosca operasında Floria Tosca rolünde, 1941

Anne Olarak Semiha Berksoy

Bir soru üzerine Zeliha Berksoy, anne olarak Semiha Berksoy’u da anlattı. Günlük yaşamında dikkatli ve güvenli biri olduğunu belirterek, “Ekmek keserken bile aydınlığa ihtiyacı olduğunu vurgulardı,” dedi. Bunun yanı sıra çevresine ve canlılara karşı duyarlı bir anne olduğunu da ifade etti.

Zeliha Berksoy, annesinin yaşamına dair anekdotlar paylaşırken sanatçının hayvanlara olan düşkünlüğünü özellikle belirtti: “Hayvanlarla çok meraklıydı. Evimizde her zaman köpeklerimiz ve kedilerimiz oldu. Her sabah balkona su bırakılırdı; önce serçeler, sonra güvercinler, en son kargalar gelirdi,” diye ekledi. Kargalara olan özel sevgisini de unutmadı: “Kargaları çok severdi, ‘Bu hayvanlar oldukça zekidir,’ derdi.”

Zeliha Berksoy in the role of Miss Julie, 1996

Sanatçı dostları ile olan ilişkilerinden bahsederken ise annesinin vefalı yönüne değinen Zeliha Berksoy, “Nazım Hikmet ona her zaman ‘vefalı, mert kızım’ derdi,” dedi. Fakat sanat alanında taviz vermediğini vurgulayarak, “Küçük çıkarlar için dostluklarını asla zedelemezdi,” şeklinde ifade etti. Fikret Mualla ile olan dostluğunu ise şu sözlerle anlattı: “Mualla’ya ölümüne kadar her ay Ankara’dan paket gönderirdi. Rakı, leblebi, pastırma… Her seferinde de ‘Hepsini birden içme,’ diye tembihlerdi.”

Zeliha Berksoy’a göre Semiha Berksoy, neşeli ve eğlenceli bir kişilikti; sık sık şarkılar söyler, neşeyle gülerdi. Fakat iş sanata gelince tavrı değişirdi: “Çok titizdi. Kendisine karşı serttir. Yanlış bir durumla karşılaştığında bunu anında dile getirirdi.” Bu kararlılığı, onun hem dostlarını hem de sanatsal üretimini nasıl şekillendirdiğini gözler önüne seriyor. Zeliha Berksoy, annesi için şöyle diyor: “Sanatın içinde, rüyalarla dolu ama onu son derece bilinçli yaşayan bir insandı.”

“`